2010/09/17

Bakın size ne anlatacağım!

11 Eylül-Karin'e gittim. YYÖ için. Bir takım sebepler yüzünden 1 gün erken kutladı doğum gününü. İyi ki öyle yaptı. Karin'in arka bahçesinin üst tarafını doldurduk. Canım sıkkın olsa bile eğlendim. Yarkın mutlu olsun diye...(:

12 Eylül-"Hayır." Oy verdikten sonra "Haydiie ben maçı Karin'de izleyeceğim yeaa" diyerek kaçtım evden. O gün gerçekten kazanacağımıza inanıyordum. Her iki tarafta yenildik. Neyse!

13 Eylül-Benimle problemi olan insanlar ile konuştum. Sorunları çözdük. En azından ADAM gibi karşıma geçip diyeceklerini dediler. Haa n'oldu? Sorunlar çözüldü.(:

14 Eylül- Doğa'nın doğum günü. 12'den sonra gittim Doğa'ya. Teknik olarak doğum gününü kaçırdım yani. Ama sorun değil. İlk başta telaşlandım. İlk kez evine gidiyordum ve tanımadığım insanlar olucaktı. "Ulan nasıl muhabbete katılacağım" diye kıvranırken...Pehh! O kadar candan yaklaştılar ki hemen kaynaştım. Gece boyunca içtiğim votkalar ertesi gün hıncını aldı tabii. O gece benim için garip geçti. Yapmam dediğim şeyleri yaptım. Söylemem dediğim şeyleri söyledim. Ben o gece "Yeni Şiva" olmak için hazırlandım. Sabah 8 gibi uyudum. "Abi yine tanıdıklar çıktı." diye hayıflandım.

15 Eylül- Öğlen 2'de uyandırıldım. O telefonun o saatte gelmesi ve dinlediğim laflar sayesinde...Amann neyse! Kısacası "Yeni Şiva" olma yolunda 2. adımımı o telefon sonrasında attım. 6 saatlik uyku ile "Gitmicem ben Küçük Beyoğluna yeaa" diye söylene söylene mutfağa gittim. Mutfakta Doğa ve Behzat ikilisi şahane bir kahvaltı hazırlıyorlardı. Bir tarafta mükemmel bir menemen, öbür tarafta sosisler. Şunlar, bunlar... Öff! Canım çekti. Zaten klasik müzik ile uyandırılmışım, bir de o mükemmel kahvaltıyı görünce "Anne-Baba" diye sarılasım geldi. 5 gibi çıktım evden. Yanımda Duygu diye bir kız. Deli biraz ama çok tatlı. Zaten Doğa ve Deniz'in arkadaşı ise +1 önde demektir. 20 dakikalık bir tren yolculuğu ile Kadıköy'e geldik. Küçük Beyoğlu için ayrı bir yazı hazırladım. Anlatacaklarım var.

16 Eylül- Yarkın'ı, Şişli'den Beşiktaş'a kadar yürüttüm. Annemin ofisine bile götürdüm kardeşimi. İyi eziyetimi çekti.(: Kadıköy'e geçtik. Moda'ya gittik. Oturduk, dertleştik. Gelecek ile ilgili ne kadar umut dolu olduğumu farkettim. Karin'e geçtik ardından. İnsanlar geldi, oturdu. Hala laf sokanlar var. Sesimi çıkartmıyorum artık. "Aman karşılık vermeyeyim yine laf sokar" korkusu yok. Sadece gerçekten sinirimi bozmamın bir anlamı yok. O yüzden içmeye devam edebildim. Haa! Midem ve başım 3. birayı kaldıramadı ama neyse.

Öyle işte geçiyor, gidiyor günler. Kendime geliyorum yavaştan. Yok ya! Kendime geldim ben. (:


6 yorum:

Kelebek dedi ki...

Sevdim rüzgarını, çocuksu bir yanı var anlatırken anlarken günlerini biraz coşku kalıyor insanın içinde. :) Seviyorum seni bu hafta okulun açılmıyorsa buluşalım?!

Şiv'a dedi ki...

Aslında okulum açılıyor. Ama bir hafta izin verdim kendime. O dediğin coşku kalsa ya biraz bende. Ne güzel olur.

Şiv'a dedi ki...

Aslında okulum açılıyor. Ama bir hafta izin verdim kendime. O dediğin coşku kalsa ya biraz bende. Ne güzel olur.

Şiv'a dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Kelebek dedi ki...

Pazartesi dışında uygun olduğun bir gün söyle o zaman buluşalım. Ayrıca arada bir de msn e gir seninle blog yorumlarında konuşabiliyoruz sadece.

Şiv'a dedi ki...

Msn'e girmiyorum.): Pazartesi dışında hep boşum ben.(: